Felsefe Ders Notları 1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor.
Felsefe Ders Notları 1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor.

Birey ve Davranış - Sosyal Psikoloji

FELSEFE Ders Notları
Sosyal Psikoloji - Birey ve Davranış

Bireylerin davranış, duygu ve düşüncelerinin başkalarının gerçek hayal edilen veya ima edilen varlığından nasıl etkilendiğinin bilimsel yollarla araştırılmasına sosyal psikoloji denir.

Modern sosyal psikolojinin uğraştığı konulardan bazıları şunlardır:
  • Gruba Uyma Davranışı
  • İkna
  • Güç
  • Sosyal Etki
  • Ön Yargı
  • Ön Yargının Azaltılması
  • Ayrımcılık
  • Kalıp Yargılar
  • Tutumlar
  • Kitle Davranışı
  • Gruplar Arası İlişkiler
İnsanların bilgiyi nasıl edindiği, organize ettiği ve kullandığıyla ilgilenen bilişsel psikoloji'nin temel ilgi alanları şunlardır: Algı, Dikkat, Bellek, Düşünce ve Dil

Sosyal Algı: Temel algı ilkelerine bağlı olarak işleyen, kendimizin ve diğerlerinin davranışlarını nasıl algıladığımıza dair bir bilişsel süreçtir.

Bir kişiyle yeni tanışıldığında onu var olan bir kategoriye yerleştirmek için bilişsel yapılardan kişilik şemaları harekete geçirilir.

İzlenim oluşturma çalışmalarında başlangıta edinilen bilginin sonradan edinilen bilgiden daha ağır basması durumu öncelik etkisiyle ifade edilir. Öcelik etkisi  sosyal biliş yaklaşımında "bilişsel cimrilik" ile açıklanmaktadır.

Atıf Kuramı: İnsan davranışlarına ait "insanlar ve kendilerinin ve başkalarının davranışlarının nedenlerini nasıl açıklarlar?" sorusuna yanıt aramaktadır.

Atıf kuramının öncüsü Fritz Heider'dir.

Sosyal psikolojide davranışı açıklarken ortamsal faktörlere değilde kişinin kendisine atıf yapma eğilimimiz temel atıf hatası  olarak adlandırılmaktadır.

Kişinin kendi başına gelen olumlu olayları kişiliğine, kişisel yetenek ve becerilerine; olumsuz olaylarıysa  kendisi dışındaki faktörlere, başarısızlıklarımızı içsel faktörlere bağlamak açıkca benlik değerimizi korumak amacıyla başvurduğumuz bir stratejidir.

Tutum: Başka bir kişye yada herhangi bir şeye, tutum nesnesine karşı yönetilen düşünce, duygu ve davranışsal eğilimlerin göreli olarak durağan bir örgütlenmesi şeklinde tanımlanır.

1960'lara kadar sosyal psikolojide tutumlar ABC Modeli denilen üçlü bir yapıda ifade edilmekteydi. Bu modele göre tutumlar üç bileşenden oluşmaktadır. Bunlar: Duygusal, Bilişsel Eğilim ve Davranış Eğilimidir.  

1960'lardan sonra sosyal psikolojide ABC Modeli terk edilmiş yerine tutum nesnesine yönelik değerlendirmeyi temel alan yaklaşım benimsenmiştir.

Ölçülen tutum ile gözlemlenen  davranışın aynı genellik düzeyinde olmasını ifade eden duruma denklik hipotezi denir.

Davranışın kendisini değil davranışın niyetini tahmin etmek üzere kurulmuş bir model olan  Planlanmış Davranış Kuramını Fishbein ve Ajzen geliştirmiştir.

Planlanmış Davranış Kuramına göre davranışa yönelik niyeti tahmin etmemizi sağlayan faktörler şunlardır:
  • Davranışa yönelik tutum
  • Öznel norm
  • Algılanan davranışsal kontrol
İkna süreci hakkında sosyal psikologların temel alarak sordukları sorular şunlardır:
İkna çabaları ne dereceye kadar etkilidir?
İkna sürecinin başarılı olmasını etkileyen faktörler nelerdir?

Sosyal psikolojide ilk tutum değişimi yaklaşımı mesaj öğrenme yaklaşımıdır.

Mesaj Öğrenme Yaklaşımına göre ikna sürecinde mevcut olan temel öğeler şunlardır:

İletişimin Kaynağı, Mesaj, İletişimin Yöneldiği İzleyici veya Dinleyici Kitlesi ve İletişim Ortamı

Duygusal Bileşen: Hem hissedilen duygunun nitelğini hemde tutumun aşırılığını ifade eder.
Bilişsel Bileşen: Tutumun içeriğini oluşturan inanç ya da düşünceleri kapsar.
Davranışsal Bileşen: Kişinin eyleme yönelik niyetlerini ve eğilimlerini içerir.

Kalıp yargı terimi ilk kez 1922'de Lipmann tarafından kullanılmıştır.

Üyelerinin kendi yaşamları üzerinde baskın grubun üyelerinden daha az gücü, konrolü ve etkisi olan gruplara sosyolojik psikolojik bakış açısından azınlık grubu  denir.

Ön yargının kökeni olduğu düşünülen bilişsel süreçler şunlardır: Sosyal kategorileşme, dış grup homojenlik yanılgısı ve hayali ilişkisellik.

Sosyal Kategorileştirme: Sosyal Biliş yaklaşımına göre, sosyal dünyayı algılamadaki temel süreçtir. İnsanlar genellikle sosyal dünyayı  "biz" ve "onlar" olmak üzere iki farklı kategoriye bölerler.

Kişinin kendi ait olduğu gruplar dışındaki grupları daha homojen olarak algılama eğilimine dış grup homojenlik yanılgısı adı verilir.

Ait olunan grubun idealize edilmiş ahlaki otoritelerine yönelik sorgulayıcı olmayan, boyun eğici tutum otoriteryen boyun eğme şeklinde ifade edilir.

Altemeyer'in otoriteryenizm boyutları şunlardır:

  • Otoriteryen boyun eğme
  • Otoriteryen saldırganlık
  • Gelenekcilik
Konformite: Bireylerin varolan sosyal normlara uyma yönünde baskı hissettiği bir sosyal etki türü olarak ifade edilir.

Bir bireyin diğerine belli bir biçimde davranması için emir verdiği etki biçimi itaat şeklinde tanımlanır.

Psikoterapi

FELSEFE Ders Notları
Psikoterapi - Birey ve Davranış

Tarihte akıl hastalıklarını doğaüstü güçlerle ilişkilendirmeyen ilk yaklaşımın Yunanlı Hekim Hipokrat'a ait olduğu söylenebilir. Hipokrat bu hastalıkların vucuttaki sıvı dengesizliğinden kaynaklandığını düşünüyordu.

Eski Çin, Mısır ve Musevilerde akıl hastaları kötü ruhların etkisinde diye düşünülerek zalimce uygulamalar yapıyorlardı. Ortaçağdaki cadı avlarının nedeni buydu.

İyi koşullarda yaşayan  ve bakım gören akıl hastası kişilerin iyileşerek hastaneden çıkabileceklerini ilk olarak, 1792'de Paris'te bir akıl hastanesinin başına geçen Philippe Pinel, gerçekleştirdiği bir deneyle göstermiştir.

20. yy. da tıptaki gelişmeler akıl hastalığına bakışı değiştirdi. Genel parezi olarak bilinen akıl hastalığının frengi mikrobundan kaynaklandığı anlaşılınca akıl hastalıklarının biyolojik kökenli olabileceği düşünüldü.

Sigmund Freud akıl hastalıklarının kökeninde psikolojik faktör olduğuna inanıyor. Pavlov köpeklerle yaptığı deneylerle hayvanların kapasitelerinin üzerinde iş yapınca duygusal problemler yaşadığını bulmuştu.

ABD’de Clifford Beers adında akıl hastanesinde tedavi görmüş biri bu konulardaki görüşleri değiştirdi. 1963’te toplum içinde geri gönderme politikası başladı.

Psikanaliz Sigmund Freud tarafından geliştirilmiştir

Psikodinamik yaklaşımlara göre bilinç dışı çatışmaların temel bileşenleri şunlardır:
  • Kabul edilmeyen güdüler ve duygular
  • Kabul edilmeyen güdüler ve duyguların bilinç alanına girmesinden duyulan kaygı
  • Kaygıya yada kabul edilmez  güdü ve duygulara karşı geliştirilen savunmalar
Psikodinamik terapilerin amacı danışanın duygusal çatışmalarını bilinç alanına getirmektir.

Aktarım; danışanın, terapisti heyecan ve duygu tepkilerinin nesnesi yapma eğilimine denir.

Kişinin bilinç dışı çatışmaların kökenini anlaması halinde yaşanan deneyime içgörü denir. Bu yavaş yavaş kişinin kendini anladığı bir süreçtir.

Geleneksel psikanalizin özelliklerinden bazıları şunlardır:
  • Uygulaması zor olan bir yöntemdir.
  • Pahalı bir yöntemdir.
  • Yöntem akut ruhsal sıkıntıları olanlar için çok uygun değildir.
  • Sözel becerileri gelişmiş eğitimli insanlar için daha uygun görünen  bir yöntem olması, kullanımında sınırlılık yaratır.
Davranışcı Terapiler : İstenmeyen davranışları ortadan kaldırmak için öğrenme ilkelerini kullanır. Yeni ve uyumlu davranışların danışana öğretildiği bir süreçtir. Davranışcı yaklaşıma göre bir defa uyumu bozan davranış ortadan kalktığında kişiyi terapiye yönlendiren sorunda ortadan kalkacaktır.

Sistematik duyarsızlaştırma en çok korku ya da fobilerin tedavisinde kullanılır.

Temelde cezaya dayalı olan itici uyarıcılarla koşullanma tekniği daha çok alkolizm, şişmanlık ve çok fazla sigara içme gibi durumlarda kullanılmaktadır.

İnsanlara temel sosyal becerileri ve kendi haklarını nasıl savunacaklarını öğreten davranışcı grup terapisi biçimi girişkenlik eğitimi'dir.

Danışanın kendisinden beklenen davranışlar için simgesel ödüller kazandığı ve bunları arzuladığı bir şeyle değiştirebildiği edimsel koşullanmaya dayalı terapi tekniğine simgesel ödül biriktirme adı verilir.

Bilişsel terapiler tarafından uygulanan temel teknik bilişsel yeniden yapılandırmadır.

Özellikle  depresyonun önemli bir bilişsel bileşeni olduğu görüşüne dayanan ve Aaron Beck tarafından geliştirilen terapi yöntemine Bilişsel-davranışsal psikoterapi adı verilir.

Psikodrama psikodinamik grup terapileri içinde en popüler olanıdır.

Bireylerin diğer grup üyelerine nasıl hissettiklerini tam olarak söylemelerini teşvik eden, bireyler arasında olabildiğince açık ve dürüst bir duygu alışverişinin gerçekleşmesini amaçlayan grup terapi tekniğine etkileşim grupları adı verilir.

Aile Terapileri Aile bireylerinden birinin sorunları için tüm ailenin en azından kısmen sorumlu olduğu ve aile bireylerinin tümünün davranışındaki değişikliklerin sorunlu olan birey kadar diğer aile bireyleri içinde yarar sağlayacağı görüşüne dayan terapi.

Psikolojik problemlerde başvurulan biyolojik temelli terapiler şunlardır:
  • Elektrokonvülsif terapi: Şok beyne kısa elektrik akımının uygulandığı ve daha çok ağır depresyonda son çare olarak kullanılan biyolojik temelli tedavidir. İlk başarının ardından kemik kırılmalarına yol açan kas kasılmaları gibi yan etkiler görülmüştür.
  • Psiko Cerrahi: Beynin anormal kısımlarını almak ya da işlemez hale getirmek için kullanılan tekniklerdir.
  • İlaç Tedavileri: En başarılı biyolojik temelli tedaviler ilaç tedavileridir. 1950’lerin başlarında önce şizofreni semptomlarını hafifleten ilaçların ve birkaç yıl sonra ciddi depresyonu hafifleten ilaçların bulunmasıyla birlikte ilaçla tedavi, EKT ve lobotomilerin yerini aldı. Aynı zamanlarda anksiyeti hafifleten ilaçlarda geliştirilmekteydi. 
Psikotrop ilaçlar, antipsikotikler, antidepresanlar ve anti anksiyete ilaçları olmak üzere üç grupta toplanmaktadırlar.
  1. Psikotrop İlaçlar: Zihinsel bozuklukları tedavi etmede kullanılan ilaçlardır.   
  2. Antipsikotik İlaçlar: Psikotik semptomlar, özellikle de şizofrenini pozitif semptomlarını azaltan ilaçlardır.  
  3. Antidepresan ve Antimanik İlaçlar: 1980’lerin sonuna kadar Monoamin Oksidaz İnhibitörleri ve Trisiklikler olmak üzere iki grup antidepresan bulunurdu. İki grup da belli depresyon türlerini hafifletmede etkilidir.
Antidepresanlar: Depresyonların semptomlarını gerileten ilaçlardır. Antidepresanlar içinde en yaygın bilineni prozac adı verilen ilaçtır. Ancak az sayıda da olsa hiperaktivite, manik durum ve hatta tehlikeli saldırganlığa yol açtığı gözlenmiştir.  

Antianksiyete İlaçları: Kaygı bozukluklarını tedavi etmede en yaygın kullanılan ilaçlar benzodiazepinlerdir. Düzenli olarak panik bozukluk, fobi, genelleşmiş anksiyete bozuklukların çoğunda semptomu hafifletir. Yan etki olarak özellikle alkol alındığında uyuşukluk ve motor hareketlerin koordinasyonunda azalma görülür. Benzodiazepinlere bağımlılık geliştirilebilir. İlacı birden kesmek kaygıyı artırabilir. Zamana yayılarak kesilmelidir.

Normal Dışı Davranışlar

FELSEFE Ders Notları
Normal Dışı Davranışlar - Birey ve Davranış

Normal Nedir?
  • Normallik sağlıklı olmaktır.
  • Normallik diye bir durum yoktur. 
  • Organizmanın tüm kişilik yapılarının birbiriyle denge durumunda olmasıdır.
  • Normallik ortalama ile eş anlamlıdır.
  • Normallik bir süreçtir.
Normal Dışı Davranışların Tanımlanmasındaki Ölçütler 
Normal dışı davranışların tanımlanmasında belli bazı ölçütler kullanılmalıdır. Bu ölçütler normdan uzaklaşma, istatistiksel olarak az rastlanan davranış gösterme, kişisel rahatsızlık ve idealden sapmadır.

Normdan Uzaklaşma: Toplumun kabul edilebilir davranışlarla ilgili normlarından sapan ve farklılaşan davranışlar normal dışıdır. Normal davranışlar sosyalleşme ile öğrenilir. Kişi içinde bulunduğu toplumun normlarını sorgulamaz, diğer toplumların normları onlara garip gelir.

İstatistiksel Olarak Az Rastlanan Davranış Gösterme: İstatistikî anlamda bakılacak olursa normal dişilik ortalamadan sapma biçiminde ortaya konur.

Kişisel Rahatsızlık: Kişinin ortaya koyduğu davranış gerginliğe neden oluyorsa anormaldir.

İdealden Sapma: Psikolojik sağlık için gerekli olan ve kuramsal olarak en düşük düzeyden aşağıda olan davranışlar normal dışı olarak nitelendirilir.

Normal Dışı Davranışlarla İlgili Yaklaşımlar 
Normal dışı davranışlarla ilgili olarak farklı kuramcılar farklı yaklaşımlarda bulunmuşlardır.

Biyolojik Yaklaşım: Bu yaklaşım normal dışı davranışları sinir sistemi, salgı bezleri gibi organik işlev bozuklukları ve kalıtsal faktörlerle ortaya çıkan yanlış işleyiş çerçevesinde açıklar.

Stres ve Sağlık Psikolojisi

FELSEFE Ders Notları
Stres ve Sağlık Psikoloji - Birey ve Davranış

Stres Kavramı
Savaş, deprem, büyük kazalar gibi olaylar stres sebebi olabilirken, iş değiştirmek, sevdiğini kaybetmek, taşınmak, evlilik, hastalık da strese yol açar.

Stres kelimesi Latincede “Estrece” kelimesine dayanır. Zorlanma, gerilme, baskı anlamına gelir. Bütünlüğü koruma, esas duruma dönmek için çaba harcama gibi etki-tepki ilişkisini barındıran haliyle de kullanılır.  

Her bireyin olayları algılayışı ve stresten etkilenişi farklı düzeylerde olur. Kalp hastalıkları hatta soğuk algınlığı gibi hastalıkların temelinde stres olabilir.

Stresin Aşamaları
Stres durumunda canlı, kendini korumak için savaş veya kaç tepki zincirini harekete geçirir. 

Genel Uyum Sendromu : Çevresel stres durumlarına ilişkin fizyolojik değişimleri içinde barındıran mekanizmadır.

Alarm: Bireyin otonom sinir sistemi acil duruma ilişkin harekete geçerek salgı bezlerini uyarır, kana adrenalin pompalar, kan daha hızlı dolaşır, beyin ve kaslara daha fazla enerji iletilir. Kan şekeri yükselir, sindirim yavaşlar.

Direnç: Vucut stres yaratan duruma uyum sağlar, kimyasallar salgılanmaya başlar. Strese karşı kaynaklar tükenir. Direnç gücünü yavaş yavaş kaybeder.

Tükenme: İnsan tüm direncini kaybeder geri dönülmesi zor bir sürece girer. Psikolojik sorunlar başlayabilir hatta ölümle sonuçlanabilir.

Stres Belirtileri 

Fiziksel Belirtiler: Sırt, Boyun, Baş ağrıları, Terleme, Çarpıntı, Mide ağrısı Sindirim sorunları, Nefes darlığı, Uyku bozukluğu, Bitkinlik Hissi

Davranışsal Belirtiler: Madde - Alkol kullanımı, Sürekli telaş ,Aşırı uyuma ve Asosyallik

Duygusal Belirtiler: Kaygı, Sıkıntı, Gerginlik, Huzursuzluk, Sinirlilik, Saldırganlık, Neşesizlik Kayıtsızlık ve Durgunluk

Bilişsel Belirtiler: Konsantrasyon kaybı, Algı sorunları, Kararsızlık, Unutkanlık, İlginin azalması, Sadece olumsuzlukları görmek ve Organize olamamak

Stres Kaynakları

Değişme: İnsan yaşamlarındaki olayların istedikleri gibi gelişmesini ve kendince kontrol edilebilir olmasını tercih eder. Dünya da ve Türkiye’de stres yaratan olaylar benzer olsa da sıralamaları farklıdır.

Doğu Roma (Bizans) Tarihi Ve Uygarlığı

FELSEFE Ders Notları
Doğu Roma (Bizans) Tarihi Ve Uygarlığı

Bizans (Byzantion), İ.Ö.7.yüzyılın ilk yarısında kurulmuştur.

Bizans uygarlığını İ.S.4. yüzyılın sonralarından itibaren Germenleşen Batı Avrupa’dan farklılaştıran kültür bileşenleri Latin Roma devleti geleneği, Roma hukuku, Grek kültürü (Hellenizm) ve Hristiyanlık (Doğu Kilisesinin Katolik Roma Kilisesiyle İlişkilerinin koptuğu 1054 sonrası Ortodoksluk) idi.

Bizans Siyasal Düşüncesi  : Bizans idari gelenekleri bakımından Latin-Roma örneğini izlemişti. Bizans İmparatoru sadece tanrısal desteğe bağımlı olan ama kimseye bağımlı olmayan bir otokrattı.

Constantinus’un Tahta Çıkışı Ve Hristiyan Olması : Gonstantinus, İ.S. 313’de Licinius ile birlikte Milano Fermanı (Din özgürlüğü tanıyan ferman) olarak bilinen belgeyi yayınlayarak hristiyanlara yönelik nicedir süren adli kovuşturmaya son verdi.

Dinsel Sapkınlık Kavramı ve Donatism : Donatistler olarak bilinen bir grubun geliştirdiği ve Donatism olarak tanımlanan öğretiye göre, işkence altında dini reddedenlerin yeniden vaftiz olması gerekiyordu.

Teslis (Üçleme) Çıkmazı ve Arianism : Erken Hristiyanlıkta Tanrının tek olduğu düşünülüyordu. Ancak birçok Hristiyan Teslis (Kutsal üçleme: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh) kavramına da inanıyordu.

Arius’un öğretilerinin Doğu'da büyük kargaşaya neden olması sonucunda Constantinus, tüm piskoposları toplantıya çağırdı. Constantinus, konsili (konsil; Kilisenin hristiyan inanç esaslarını tespit ve tahkim etmek, ayinlerin icrası konusunda kararlar almak, Hristiyanlık ahlaki ve disiplininin esaslarını belirlemek ve onaylamak üzere kiliseye bağlı bütün piskoposların katılımıyla yaptığı toplantı) idari bir kurul olarak gördü.

Hristiyanlık tarihinin ilk konsili İ.S. 325’de Nikaia (iznik)’da toplandı.

4. Yüzyılda Politik DurumHaleflik (Ardıllık) Sorunu : Antik Roma imparatorlarının son temsilcisi Theodosius, imparatorluğun Doğu ve Batı yarısını iki oğluna paylaştırdı. Bu bir Quasi Partitito (Roma İmparatorluğu’nun sözde ikiye bölünmesi)'dur.

Kristolojik (İsa’nın Özü ile İlgili) Çatışmalar : İmparator Marcianus’un İ.S. 451 ’de topladığı Khalkedon (Kadıköy) konsili monofizitliği (Monofizitlik; İsa’da var olduğuna inanılan insani ve tanrısal özelliklerin katışma ve değişme olmaksızın tek bir tabiatta birleşmesi, tek tabiata dönüşmesi görüşüdür.) mahkum etti.

Papa I. Leo’nun İsa’nın insani ve tanrısal özü olduğunu savunan Duofizit (Monofizit kavramının zıttıdır.) öğretisi kabul edildi.

5.- 6. Yüzyıllarda Politik Durum: Halefler (Ardıllar) Bizans’ın ilk imparatoru Arcadius (395-408) ile onun oğlu II. Theodosius (408-450) dönemi Gotlar sorunu, Hun tehlikesi ve dini mücadeleler ile geçti.

Justinianus Dönemi :  Bu dönem, Erken Bizans Dönemi’nin altın çağıdır. İmparator I. Justinus, Theodora ile evlendi. Dönem tarihçisi Prokopius’un Anekdotlar (Gizli Tarih) adlı eseri Theodora ile ilgili ilginç anlatımlarla doludur. Justinianus’un en uzun soluklu eserlerinden biri Corpus Juris Civilis’tir. Bu eser, Batı Avrupa’nın medeni hukukunun temelini oluşturdu.
Nika İsyanı (532) : Nika isyanı Justinianus’un baskıcı idaresine bir başkaldırıydı. Justinianus, eyaletlerde istihdam yapımına ağırlık verdi. Prokopius'un Binalar Hakkında (De Aedificiis) adlı eseri bu konuda önemli bilgiler vermektedir.

Ortaçağ Avrupa Tarihi ve Uygarlığı

FELSEFE Ders Notları
Ortaçağ Avrupa Tarihi ve Uygarlığı

Ortaçağ, Batı Roma  İmparatorluğu'nun çöküşünden (İ.S 476) "Yeniden Doğuş" anlamına gelen Renaisance (Rönesans) Dönemi'ne kadar sürdüğü kabul edilir.

Ortaçağ Ara Dönemleri :
  1. Erken Ortaçağ (5-11.YY)
  2. Asıl Ortaçağ  (11-14.YY)
  3. Geç Ortaçağ (14-15. YY)
Erken Ortaçağ (5 - 11. Yüzyıllar) : Kavimler Göçü - İ.S 451 - 453 yılları arasında İtalya Tanrının Kırbacı Atilla tarafından Hunların istilasına uğradı.

Kavimler Göçünün Sonuçları : Kavimler Göçü sonrasında Batı Avrupa'da Romalılar ve Germenler karışıp kaynaştılar. Latin Dili Nikaia Hristiyan dogması ile Roma hukuku ve yönetim tarzı Ortaçağlar boyunca Batı dünyasında az veya çok hakim olmaya devam etti. Feodalizm ortaya çıktı.

Frank Devleti : İlk Frank hanedanı olan Merovenjlerin idare dönemi başladı. Clovis'in Fransa'nın kurucusu ve Fransız Krallarının atası kabul edilmesinin nedeni budur. Daha sonraki dönemlerde majör domus (saray nazırı)'lar  idarede söz sahibi olmuşlardır.

Karolenj Rönesansı denilen dönemde ülkedeki idarecileri kontrol etmek için bir idari müfettişe, ruhbandan bir paapzın eşlik ettiği teftiş heyetleri (missi dominici) gönderilmeye başlandı.

Büyük Karl döneminde manastır okulları ve scriptoriumların (Scriptorium : Manastırlarda el yazmalarının kopya edildiği bölüm) sayısı arttı.

Erken Ortaçağ'da  İdari Yapı : Feodal Sistem ve Malikane Sistemi
Feodal Toplum, zayıfın daha güçlülerden koruma talep ettiği ve bunun için himayesine girdiği bir düzeni betimlemek için kullanılan bir terimdir.

Beneficium (fief) : Lord tarafından vasala verilen toprağın adıdı.

Feodalizm : Siyasal erkin feodal piramidin en yukarısındaki kralda toplandığı ve onun gücünü mutlak sadakat koşuluyla yerel derebeyleriyle paylaştığı idare biçimidir.

Feodalizm 3 temel öğeden oluşmaktadır. Bunlar ;
  • Lord yada Vasallık : Bir asilin kendisinden daha güçlü bir asile (Lord) itaat etmesi.
  • Fief yada Tımar : Lord'a hizmet eden vasallara verilen toprak.
  • Mevzuat : Lord ve vasalların toprak üzerindeki hakimiye hakkını düzenleyen mevzuat.
Ekonomik Yapı 

Malikane Sistemi : İki tür malikane vardır. Özgür köylülerin ve serflerin çalıştıkları malikaneler.

Serf : Köle ile özgür köylü arasında bulunan statü - hiçbir hakkı olmayan, bir eşya gibi alınıp satılabilen, seyehat özgürlüğü olmayan, toprağa bağlı ve malikanede boğaz tokluğuna çalışma zorunluluğu olan köylü)

Köylüleri seyehat özgürlüğü yoktur.

Asıl Ortaçağ (11 - 14. Yüzyıllar) : Heinrich, Almanya'daki dukalıklarını birleştirerek güçlü bir krallık kurdu.

Dukalık : Bir Krallık içerisindeki en büyük toprak parçasıdır.

Yerine geçen oğlu Otto ilk olarak klisenin desteğini sağladı. Bunun nedeni psikopos ve baş keşişlerin bağlı oldukları kurallar yada Klise Kanunu ( Roma Klisesinin kendi içerisindeki düzenlemeleri yürütmek üzere oluşturulmuş kanunları anlatmak için kullanılan terimdir.) gereği evlenmeyerek dünyevi iktidara rakip hanedanlar kurmamalarıydı.

Devlet - Klise İlişkileri ve Cluny Reformu : Otto imparator olur olmaz Papalık Devleti'nin varlığını tanıdı ve kendisini klisenin koruyucusu ilan etti.

Cluny Reformu : Etkisi 10 ve 11 yüzyılın sonunda Tanrı Barışı'nın ilanıyla kendini göstermektedir. Amaç kadın, köylü, tüccar ve ruhban gibi saldırıya açık gruplara zarar veren herkesi aforoz etmekle tehdit ederek kötülüklerle mücadeleydi.

1059'da Papa II.Nicholas, papalık kardinalerini ( Kardinal : Katolok Klisesine bağlı başpapazlardır.) seçeceğini ilan etmiştir.

Çevre ve Toplum

FELSEFE Ders Notları
Çevre ve Toplum - İnsan ve Toplum

Başlıca Çevresel Sorunlar
  • Asit Yağmurları : Kükürt ve Azot'un havaya karışmasıyla sülfirik aside ve nitrik aside dönüşerek yağmur olarak inmesi
  • Hava Kirliliği : Canlılar tarafından solunan havanın içine karışan, tüm canlıla­ra ve doğal çevreye zarar veren kimyasalların, gaz ya da sıvıların içinde bulunan ve partikül denilen cansız küçük parçacıkların, mikroskopla görülebilen sağlığa zararlı küçük organizmaların canlılar ve çevre üzerinde tahribat yaratacak, hastalık ve ölüme yol açacak derecede yoğun olmasıdır.
  • Su Kirliliği : Kanalizasyon, gemi atıkları, kentlerden çıkan atık suların kanalizasyonla denizlere atılması, kimyasal gübre, balık çiftlikleri vb.
  • Toprak Kaybı ve Kalitesinde Azalma : Ormanların tahrip edilmesi, Tarım alanlarının aşırı ekimi nedeniyle toprağın besinlerini kaybetmesi, Aşırı otlatma, Endüstriyel atıklar, kentsel atıklar, erozyon
  • İklim Değişiklikleri : İklim değişiklerinin en önemli göstergeleri kutuplarda buzulların erimesi, okyanuslarda sıcak su akıntılarıyla taşınan ısının yeniden dağılımı, belirli bölgelerde yüzeye düşen yağmur miktarının azalması ve kuraklık dönemlerinin uzamasıdır.
  • Küresel Isınma : Küresel ısınmanın başlıca nedeni insan aktivitelerinden kaynaklanan gazların oluşturduğu sera etkisidir.
  • Sera Etkisi : Atmosferde başlıca sera gazlan olarak bilinen karbondioksit, me­tan, kloroflorokarbonlar ve su buharının radyasyonu emerek sera etkisi oluşturma­sıdır.
  • Ozon tabakasının Delinmesi : Ozon tabakası kutuplar üzerinde yer alan ve güneşten gelen ve canlılar için zararlı olan ultraviole ışınlarını tutan bir tabakadır. İnsan aktivitelerinden çıkan kloroflorokarbonlar ozon tabakasını incelterek canlı­lar için zararlı ışınların yeryüzüne ulaşmasını kolaylaştırmaktadır.
Çevre Sorunlarının Nedenlerini Açıklayan Yaklaşımlar

Çevre kirliliği ve nasıl çözülebileceğiyle ilgili farklı bakış açıları konusunda bilgi edinmek isteyenlerin karşılaşacağı en önemli sorun, çevre sorunlarıyla ilgisiz görünen ama anlamalarından çok farklı bir içerik ve kullanımla karşımıza çıkan eski kavramlar ve birbirleriyle oldukça örtüşen yaklaşımlar yığını karşısında kalma durumudur.

Çevrecilik - Radikal Ekoloji : Organizmaların çevreleri ile arasındaki ilişkileri inceleyen bilim dalına ekoloji (çevre bilim) denir. Çevrecilik çevre sorunlarının çözümü için doğaya odaklanır. İnsan üstünlük taslamaktan vazgeçmeli ve doğa ile uyum içinde yaşamalıdır. Radikal ekoloji, doğa bilimlerinin bir dalı olan ekolojiye normatif bir anlam katar.

Antroposentrik Etik/Ekosentrik Etik : Antroposentrik etiğe göre insanlar kendilerini doğada yaşayan diğer canlılardan üstün kılacak eşsiz özelliklere sahiptir.

Ekosentrik etik evreni de içine alan bütüncül bir yaklaşım sunar. İster canlı ister cansız olsun tüm varlıkların doğuştan gelen bir özdeğeri vardır. Bu özdeğer doğrultusunda tüm yaşam formlarının eşit derecede yaşama ve kendini gerçekleştirme hakkı vardır. Ekosentrik etiğin temelini tıpkı antroposentrik etikte olduğu gibi din oluşturmaktadır.

Kentleşme

FELSEFE Ders Notları
Kentleşme - İnsan ve Toplum

Kent : Toplumsal açıdan örnek olmaya, insaların göreli olarak geniş bir alanda, yoğun biçimde ve sürekli olarak birlikte bir yere yerleşmiş biçimidir.
Kentleşme : Kent sayısının ve kentlerde yaşayan nufusun artmasıdır.

Kentlileşme ise kent kültürüne ait değer, davranış ve tutumların benimsenmesi olarak tanımlanabilir.

Kentlerin Kökeni : Arkeolojik bulgular tarihte ilk kentlerin MÖ. 6000 yıllarında belirmeye ve M.Ö 4000 dolaylarında ortaya çıktığını göstermektedir. İlk kentler Maden Çağın da ortaya çıkmıştır. Bu kentler birer ordu karargahı durumundadır. Gıda ihtiyaçlarını istila ettikleri tarımsal bölgelerden sağlamışlardır.

Begel’e göre, ilk kentler maden çağında ortaya çıkmıştır.

Gordon Child “Kentsel Devrim” başlıklı makalesinde Mısır, Mezopotamya ve İndus Vadisi’nde ortaya çıkan ilk kentlerin neolitik köylerden ayıran temel özelliklerini incelemiştir.

Sanayi Öncesi Kentler : Batı ve batılı olmayan toplumlarda sanayi öncesi kentlerin ekolojik, ekonomik ve toplumsal örgütlenme biçimlerinin temel özellikleri ilk defa Sjoberg tarafından kaleme alınmıştır.
  • Ekolojik Örgütlenme : Nufuz az, sokaklar dar, mahalle ve sokaklar etnik farklılaşmayı yansıtmaktadır.
  • Ekonomik Örgütlenme : Mal üretimi ve hizmetin sunulması insan ve hayvan gücüne dayanmaktadır. Ağırlık ve ölçü birimi yoktur. Pazarlık yoluyla alım gerçekleşir.
  • Toplumsal Örgütlenme : Sınıfsal tabakalaşma vardır. Statü, konuşulan dil, kıyafet, yaş, cinsiyet belirginleşmiştir.
En önemli değişim endüstri devrimiyle olmuştur.
Kent merkezinden uzakta yeni yerleşim birimleri banliyoler kurulur.

Modern Kentleri Açıklayan Yaklaşımlar

Chicago Okulu: Sosyal Ekolojik Yaklaşım
Bu yaklaşım 1920’li yıllarda hızla büyüme sürecine giren Chicago’nun kentleşme deneyimi üzerine yapılan araştırmalardan oluşmuştur.

Hızlı göç alan Chicago kenti ticaret, finans ve taşımacılık merkezi olarak da önemli bir kentleşme deneyimi yaşıyordu.

Robert Ezra Park (1864-1944)
Robert Park, sosyal ekolojik yaklaşım ekolünün ilk kurucusudur. Park’a göre kent hayatı biyotik ve kültürel olmak üzere iki düzeyde örgütlenmektedir.

Kentin biyotik düzeyi, konut, mahalle, alışveriş merkezleri, iş ve ticari gibi alanları ifade etmektedir.

Kültürel düzey ise, biyotik düzey üzerinde kurulan değer, norm, örf ve adetler temelinde gelişen bir yapıdır.

Roderick D. Mckenzie
McKenzie ve Burgess sosyal ekoloji yaklaşımını kentin merkezden dışa doğru uzanan büyüme süreçlerini açıklamak için kullandılar. Kentsel büyümeyi ortak merkezli halkalar ile ifade ettiler.

McKenzie göre; birey grup ya da firmalar kent mekânında yer edinebilmek için mücadele etmektedir.

Ernest Burgess (1886-1966) : Ernest Burgess, ortak merkezli bölge modeli ile kentin büyüme modelini analiz etmektedir.

Medya, Kitle İletişimi ve Toplum

FELSEFE Ders Notları
Medya, Kitle İletişimi ve Toplum - İnsan ve Toplum

Bugün dünyanın büyük kısmında, milyarlarca insanın günlük yaşamının en önemli parçasını kitle iletişim araçları, yani medya oluşturuyor. Yirmi yüzyılın son dönemi itibariyle modern toplumların en önemli toplumsal kurumlarından biri haline gelen medyanın ‘kapsama alanı’ olağanüstü bir hızla genişlemeye devam etmektedir. Medya analizi; kitle iletişim teknolojilerinin, medya kurumlarının toplumlar üzerindeki etkisi ve insanların/toplumların bunları nasıl kullandığıyla ilgilidir.

Yoğunlaşma: Medya kuruluşlarının belli kişi ya da grupların elinde toplanması durumudur.

Tekelleşme: Bir ya da birkaç kuruluşun zaman zaman aralarında gizli ya da açık anlaşmalar yaparak pazarda egemenlik kurmasına denir.

Medya : İngilizce araç, ortam, aracı anlamına gelir. Kitap, gazete, dergi, broşür, telefon, radyo, sinema, tv ve internet vb.

Referans Çerçevesi : Mesajların doğrudan değilde kendilerini "anlamlı kılan" gizli varsayımlardır. 

Medya Teorisi :Yirminci yüzyıl başından 1940’a kadar iki büyük dünya savaşı arasındaki yılları kapsayan ilk dönemde medyanın çok güçlü ve ikna edici bir etkisi olduğuna dair ortak bir görüş egemen olmuştur.

Propaganda Analizi ve Harold Laswell

Harold Laswell dönemin ilk önemli yapıtı olarak “Dünya Savaşında Propaganda Teknikleri” adlı eseri yazmıştır. 2. Dünya Savaşı sırasında ise kitle iletişim araçları neredeyse propagandayla eş değer tutuluyordu.

Propaganda ile birlikte reklam bu dönemi karakterize eden bir diğer önemli mesaj biçimidir. Laswel’in ünlü ifadesiyle “Kim, kime, hangi araçla ve nasıl bir etkiyle ne söylüyor?” sorusu dönemin temel sorusu olmuştur.
“Sınırlı Etkiler” Yaklaşımı
Kitle iletişimi araştırmalarını, 1940-60’lar dönemini kapsayan ikinci evresinde totaliter tehlikenin gerilemesiyle, ilk döneme damgasını vuran çok güçlü ve her şeye gücü yeten medya anlayışı popülerliğini yitirmeye başladı.

Bu dönemde medyanın “çok sınırlı bir etkisi” olduğuna dair yeni bir uç görüş ortaya çıktı.

İkinci döneme damgasını vuran “sınırlı etkiler” yaklaşımının gerisinde ise medyanın çok güçlü olduğu sonucunun dayanağı olan kitle toplumu tezinin terk edilmesi yatmaktadır.

Bu dönemin kurucu ismi Paul Lazarsfeld’dir. Dönemin bir diğer önemli araştırmacısı Hovland, reklamcılığın etkisi üzerine yoğunlaşan çalışmalar yapıyordu.

Çoğulculuk, medyanın toplumdaki farklı gruplarının kendilerini duyurabilmesi için gerekli olduğunu söylerken işlevselcilik, medyanın demokrasinin ortak değerlerini insanlara özümseterek bir görüş birliği sağlamadaki rolüne dikkat çeker.

Medya - Farklı Teorik Yaklaşımlar

İşlevselcilik : Toplumları canlılara, toplumu oluşturan birimleride canlıların organlarına benzetir. Toplumun sağlığı için bütün organlar uyumlu işlemek zorundadır. Kolektif bilincin çökmesi sosyal felaketlere yol açar.

Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımı
Elihu KatzKullanımlar ve Doyumlar” yaklaşımı ile medyanın insanlara ne yaptığını değil insanların medyayı ne amaçla kullandığına bakılması gerektiğini vurgulamıştır.

Toplumsal Gruplar

FELSEFE Ders Notları
Toplumsal Gruplar - İnsan ve Toplum

Toplumsal grup, en genel anlamda, küçük ölçekli toplumsal ilişkiler bütünü olarak tanımlanabilir. Bir topluluğun grup olabilmesi için gereken en temel koşul, grup üyeleri arasında etkileşimin olmasıdır. 

Toplumsal grup, üyeleri arasında etkileşim olan, ortak amaç ve çıkarlara sahip, belirlenen değer ve normları paylaşan insanların birlikteliğini ifade etmektedir.

Toplumsal Grupların Özellikleri 
  • Grubun Tanınması :  Toplumsal bir grubun, hem grup üyeleri tarafından hem de başkaları tarafından grup, olarak tanınması gerekmektedir. Bazı derneklerde ya da kuruluşlarda görüldüğü üzere, toplumsal grubun üye isimleri saklı tutulabilmektedir.
  • Grup Üyelerinin Rolü ve Statüsü: Grupların toplumsal bir yapısı bulunmaktadır. Gruba katılan her üye, diğer üyelerin konumlarıyla ilişkili olarak belirli bir rol ya da statüye sahip olmaktadır.
  • Grup Üyelerinin Rolleri: Gruplar, örgütlenmiş kişisel eylemler bütünü olarak görülebilir. Bu anlamda, grubun her bir üyesi, kendi toplumsal rolünü oynar ve böylece, grup katılımını gerçekleştirir.
  • Grubun Sürekliliği: Grupların sürekliliği bakımından karşılıklı ilişkiler, büyük önem taşımaktadır. Toplumsal süreç tek yönlü olamaz, birlikte ve karşılıklı olması gerekmektedir.
  • Grup Normları: Gruplar, davranış normlarına sahiptirler. Yazılı ya da yazılı olmayan davranış normları, grup üyeleri tarafından bilinir, anlaşılır ve takip edilir.
  • Ortak İlgiler ve Değerler: Grup üyeleri, ortak ilgileri ve değerleri paylaşırlar. Bazı grupların ortak ilgileri ve değerleri, belirgin bir biçimde tanımlanmış olmasına karşın, bazı gruplar için belirsiz olabilmektedir.
  • Grubun Toplumsal Hedefleri: Grup eyleminin yöneldiği, toplumsal hedeflerin yani, amaçların bulunması gerekmektedir. Her grubun bir ya da birkaç amacı bulunmaktadır.
  • Coğrafi / Mekansal Yakınlık: Grup yaşamın sürdürülmesinde, temel unsurludan biridir. Toplumsal gruplar, zorunlu olarak belirli bir zamanda ve mekânda bulunmaları nedeniyle, fiziki mekânın sınırlamalarına bağlı kalmaktadır. 
Toplumsal grupların, neden bir çalışma konusu olarak ele alındığı ve küçük grupları incelemenin ne anlam taşıdığı sorularına yönelik üç temel neden gösterilmektedir.
  1. Toplumsal gruplar, toplumsal bir olgu olarak kabul edilmektedir.
  2. Toplumsal gruplar, aynı zamanda, toplumu yansıtmaktadır.
  3. Toplumsal grup araştırmalarının sonuçları, toplumsal uygulamalar için önem taşımaktadır.
Toplumsal Grup Çalışmalarının Tarihi
  • George Simmel'in (1900) çalışması küçük gruplar hakkındaki en erken çalışma olarak bilinir.
  • Charles H.L. Cooley / ayna, benlik / Cooley’in ayna benlik (looking glass itself) kavramı, kişisel benliğin toplumsal yaşam sonucu oluştuğunu göstermektedir.
  • Thrasher'in Chicago kentinde gangsterlerle ilgili çalışması önemli bir çalışmadır.
  • Robert F. Baies, 'Etkileşim Süreci Analizi’yle, grup gözleminin sistematik yöntemlerini ve etkileşim süreçlerinin ölçümünün geliştirilmesine öncülük etmiştir.
  • William F. Whyte’nin köşe başı gangsterleriyle ilgili araştırması, grup içi ve gruplar arası yardımlaşma ve çatışma konuları üzerine önemli örneklerdendir.
  • 1980’Ii yıllarda yapılan grup çalışmaları arasında ‘azınlık etkisi’, önemli araştırma konumlarındandır.
Toplumsal Grup Çeşitleri

Birincil Grup : Samimi, yüz yüze ilişkilerin ve dayanışmanın olduğu aile, arkadaş vb. dayanışmaların hakim olduğu gruplardır. ABD'li sosyolog Charles H.L. Cooley kullanmıştır. En önemlileri aile, arkadaşlar, komşular ve akrabalardır. Cooley'e göre birincil gruplar insan neslinin bakılıp korunduğu ve güven verici ilişkilerin kurulduğu yerdir.

İkincil Grup : Bireyin gönüllü ve belirli bir amaca yönelik olarak katıldığı, ilişkilerin yasalar, kurallar ve resmi anlaşmalarla düzenlendiği gruplardır. Dernekler, şirketler, partiler, bankalar iletişim sınırlı ve kurallar büyük önem taşır.

İç ve Dış Gruplar : İç grup ve dış grup kavramları, Amerikan sosyolog William Graham Sumner tarafından ortaya atılmıştır. İç grup, insanların ortak değerleri ve yaşam biçimini paylaştığı, kendilerini ait hissettikleri ve bağlılık duyduğu grubu ifade etmektedir.

Dış grup ise bireylerin kendi gruplarıyla rekabet halinde olan ya da karşıt olarak gördükleri gruplardır. İç gruplarda, “biz” duygusu hâkimdir.

Etnosentrik bakış açısı temelinde, kendilerine rakip ya da karşıt olarak gördükleri dış gruplar ise “onlar” olarak ifade edilmektedir. Fichter’a göre, kişinin birincil grubu, iç grup olarak adlandırılabilir.

İnternet Toplulukları ve Sanal Cemaatler : İnsanların internet ağlarına bağlanarak bilgisayar aracılığı ile iletişimde oldukları oluşumdur. Bunun üzerinde çalışan ilk isim Ferdinand Tönnies'tir.

Kişilik

FELSEFE Ders Notları
Kişilik - Birey ve Davranış

Kişilik : Bireyin  iç ve dış çevreyle kurduğu, bireyi diğer bireylerden farklılaştıran tutarlı ilişki biçimine kişilik denir. Başkalarında görülmeyen kişiye özgü davranışlar olması gerekmektedir.

Kişilikle ilgili birçok farklı yaklaşım kişilik davranışlarının sebeplerini, kendi bakış açılarından ortaya çıkmaktadır. 

Psikodinamik Yaklaşım : Psikodinamik yaklaşımda kuramcılar psişik enerjinin davranışlar üzerindeki etkisi üzerinde çalışmaktadırlar. Bu süreçte bu enerjinin kaynağı kimi zaman cinsellik ve saldırganlık içgüdüleri olabilirken, kimi zaman da bireyin bağımlılıkla savaşı ola­bilmektedir.

Psikodinamik kuramlar, kişiliğin bilinçdışı (bilinçaltı) unsurlarla şekil­lendiğini savunmaktadırlar.

Kişiliğin bilinçdışı unsurlarla şekillendiğini savunmaktadırlar. En önemli temsilcisi Sigmund Freud’dur.

Takipçileri:
  • Cari Gustave Jung
  • Alfred Adler
  • Koren Horney
  • Erik Erikson
Sigmund Freud : İnsan davranışının temelinde güdüler ve dürtüler bulunur. Yani bilinçdışıdır. İnsan davranışları iki temel biyolojik içgüdü tarafından yönlendirilir.

Yaşam İçgüdüsü / Eros / Cinsellik
Ölüm İçgüdüsü / Thanatos / Saldırganlık 

Freud, cinsellik güdüsünü, yapılan herhangi bir işten elde edilen hazzın her türü olarak tanımlar.

Freud kişiliği id, ego ve süperego olarak ayırmıştır.
id : Haz peşindedir. Doyum arayan id gerçek dünyaya göre hareket etmez.

ego : Düşünme ve akıl yürütme süreçlerinin kontrolünü yapar. id'den gelen dürtüleri dünya koşullarına göre ayarlar.

Ego aşağıdakilerle etkileşimli olarak çalışır:
  • Bilinç: Bireyin içinde olduğu durumla ilgili hissedilenlerin tümü.
  • Bilinç öncesi: Bireyin farkında olmadığı fakat kolaylıkla hatırlanıp bilinç düzeyine getirilebilecek bilgilerin oluşturduğu yapı.
  • Bilinçdışı: Bireyin farkında olmadığı istese de hatırlayamayacağı birey farkında olmadan istemsiz bir şekilde vücut işlevlerini ve davranışları yönlendiren yapıdır. Dil sürçmeleri, rüyalar, hipnoz altında ortaya çıkar.
Dürtü ve isteklerin yerine getirilmesinde gerçeklik ilkesi doğrultusunda aracılık sağlar.
 
süperego : Bireyin davranışlarında toplumsal yapı içinde şekillenen kurallar, gelenekler ve ahlaki boyutta etkilidir.
  • İd insanın nefsi
  • ego benliği
  • süperego vicdanı
Freud'un kişilik ile ilgili kuramı bir buzdağına benzetilir.
Davranışın asıl sebebi, buzdağının altında kalan daha büyük alanda saklıdır.
Freud ve Kişilik Gelişimi :  Freud’a göre bireyin davranışlarına yön veren cinsel dürtünün doyurulma isteği Freud’un kişilik kuramını biçimlendirmektedir. Cinsel dürtüler sadece cinsellikle ilgili değil başarılan bir işten zevk almak gibi, tüm zevk alma durumlarını kapsamaktadır

Libido: Cinsel dürtünün yarattığı enerji. 

Saplanma: Cinsel enerji olarak adlandırılan libidonun kişilik gelişimi sürecinde, ileriki yıllarda kişilik gelişimini etkileyecek şekilde vücudun belli bir bölgesinde takılıp kalmasıdır.

Yaşam Boyu Gelişim

FELSEFE Ders Notları
Yaşam Boyu Gelişim - Birey ve Davranış

Gelişim Kavramı : Yaşam boyu gelişim insan ömrü sürecinde doğum öncesinden başlayarak ölüme kadar olan süreç içinde gerçekleşen değişimi ele alır. Geçmişten bu yana yaşam boyu gelişimi inceleyen alan gelişim psikolojisidir. İnsan ömrünün sağlıktaki gelişmeler ve teknolojik ilerlemelerle uzaması, gelişme psikolojisinin alanını genişletir. Yaşam boyu gelişimle ilgili olarak psikolojinin temel olarak tartıştığı konulardan biri, yaşam boyu gelişimi yönlendiren katılım mı, yoksa çevre midir?

Yaşam Boyu Gelişimde Araştırma Yöntemleri
  1. Doğal Gözlem: Gelişim sürecini kendi ortamında izlemeye dayanır. 
  2. Örnek Olay Yöntemi: Tek bir deneğin ayrıntılı olarak incelenmesi. 
  3. Deneysel Yöntem: Gelişim sürecindeki değişim ve süreçleri neden-sonuç ilişkisi içinde açıklamaya çalışır. 
  4. İlişkisel Yöntem: İki farklı değişkenin arasındaki ilişkiyi gösterir.
Gelişim sürecine ilişkin bilgileri elde etmek için 3 farklı araştırma deseni kullanılır: 
  • Enlemsel Desen: Aynı zaman döneminde farklı yaşlarda bireylerden veri toplanır. Araştırmacı veriler arasında kıyaslama yaparak gelişim süreci hakkında çıkarımlar yapar.
  • Boylamsal Desen: Aynı insanlardan farklı zaman dönemlerinde veriler alınarak gelişimin saptanmaya çalışılmasına dayalı desendir. Araştırmacı, aynı bireyden ya da bireylerden 2 yaşında aldığı veriyi saklı tutar. 4-6 yaşına geldiklerinde tekrar veri toplanır. Sonuçta araştırmacı aynı kişilerden elde ettiği verileri analiz ederek süreç hakkındaki görüşlerini ortaya koyar. 
  • Sırasal Desen: Enlemsel ve boylamsal desenin birlikte kullanıldığı desendir. Enlemsel desen aynı zaman dilimi içinde gerçekleştiğinden para ve zaman açısından ekonomiktir. Boylamsal desende zamanla deneklerin araştırmadan ayrılmaları gibi sebeplerle denek kaybı fazladır.
Evre : Birbirini takip eden, bir aşamada gerekli yeterlilikleri kazanmadan bir diğerinin başlamadığı durumlardır. Her evrede olması gerekenler ;
  • Yetenek ya da güdülerin bir araya gelerek oluşturduğu tutarlı bir örüntüyü oluşturan yapılar olmaları.
  • Bir önceki evreye göre kazanılan nitelikler arasındaki farkı ortaya koyan niteliksel değişimler.
  • Evredeki belli başlı değişikliklerde ortaya çıkan eşzamanlı değişimi işaret eden ani oluş.
  • Bütün değişimlerde aynı hızda gelişmeyi sağlayan birliktelik kavramı. 
  • Gelişim dönemleri oluşturulup, gelişim dönemlerine ilişkin saptamalar ortaya konurken en önemli ölçütlerden biri yaştır. Yaşın yanında bir diğer önemli unsur doğum yılıdır.
Kuşak : Tarihsel açıdan doğum yılları aynı döneme denk gelen insanlar grubuna denir.
Büyüme : Fiziksel artış.
Gelişim :  Fiziksel artışın yanında çevresel etkilerin sonucunda oluşan gelişim.
Olgunlaşma : Doğuştan gelen ve genetik etkilere bağlı olarak ortaya çıkan temel unsurlardır.

Doğum Öncesi Gelişim

Döllenmeyi takip eden 2 haftalık süreçte döllenmeden itibaren bölünerek çoğalan hücrelerin kimisi kemik dokusunu, kasları ve organları kimi ise sinir sistemini oluşturacak şekilde farklılaşır. İnce uzun yapıdaki farklılaşmış hücre yapısı embriyodur.

Embriyo gelişerek 3. ayda fetüs halini alır. Anne karnında plasenta adı verilen bir organ tarafından beslenen fetüse gelen besinler ve atıklar kan damarları yoluyla çıkarılmaktadır.

Anneyle bebeğin kanı karışmaz. Annenin yedikleri, içtikleri ve soluduğu hava bebeğe aktarılır. Alkol ve kafeinde bu duvarı aşar. Bebekler doğuştan gelen reflekslere sahiptir.

Yeni Doğan Bebek Refleksleri ;
  • Arama refleksi: Yanağına dokunulduğunda başını o tarafa çevirmesidir. Memeyi bulmak içindir. 
  • Emme refleksi: Ağzına aldığı her şeyi emme refleksidir. 
  • Yutma refleksi: Ağzındakileri boğulmadan yutmasını sağlar. 
  • Yakalama refleksi: Avucunun içine yerleştirilen bir nesneye ya da parmağa sarılması. 
  • Adım atma refleksi: Bebek koltuk altlarından tutulup ayakları yere konulduğunda yürüyecek şekilde adımları sıralaması.  
Beden ve Hareket Gelişimi :
  • Yeni doğanlar ilk 4 ayda büyük gelişme gösterir. 
  • Başları vücutlarına oranla oldukça büyüktür. Beyin hızlı gelişir. 
  • 4 aylıklar elleri ve ayakları ile çevreyi keşfederler. 
  • 2 aylık süreçte yavaş yavaş başlarını kaldırırlar. 
  • 5 ay sonunda destek olmadan otururlar. 
  • 6 aylık tutunarak kalkar. 9 aylık mobilya kenarına tutunur. 12 aydan sonra yürürler. 
  • 2 yaşından itibaren beyni yetişkin beyninin %75’i kadardır. 5 yaşından sonra karmaşık işler yapabilir.
Bilişsel Gelişim 

Doğumdan başlayarak çocuk çevresini keşfetmek için nesneleri keşfetmek için nesneleri ağzına götürerek, ellerinin avuç kısımlarıyla kavrayarak tanımaya çalışır. Daha sonraki yıllarda çocuk çevresini yavaş yavaş algılamaya başlar.Piaget’nin bilişsel gelişim kuramının evreleri 4’e ayrılır;

Duygular

FELSEFE Ders Notları
Duygular - Birey ve Davranış

Duygu ve Heyecan Kavramı 
Davranışlarımızın temelinde duygular ve heyecan bulunmaktadır.

Duygu : bireyin birşey hakkındaki hissettikleridir. Harekete geçmeyi sağlayan dürtülerdir. Duygu sözcüğü kök itibariyle Latince hareket etmek anlamında “motore” kelimesinden türemiştir. Başka bir ifade ile duygu sözcüğü “Emotion” yani hareket halindeki enerjiden gelir.

Heyecan :  Bir anda oluşan, kısa süreli ve daha yoğun bir şekilde hissedilen, içerisinde fizyolojik unsurları etkin bir biçimde barındıran durumdur.

Duygu yaşantısı vücutta farklı 3 düzeyde gerçekleşir.
  1. Öznel Yaşantı Deneyimi : Birey duyguları edindiği algılayış çerçevesi dahilinde yaşar. Her bireyin yaşadığı öznel bir duygu yaşantısıdır.
  2. Duygusal Davranış Düzeyi : Bireyin yaşadığı duyguyla ilgili ortaya koyduğu davranıştır.
  3. Fizyolojik Olaylar : Yaşanılan duygu durumuna göre değişiklik gösteren, kalp atışında, soluk alıp vermesinde vb. durumlardır.
Vücutta meydana gelen değişimlerin çoğu otonom sinir sistemine bağlı olarak sempatik bölümün harekete geçmesiyle ilgilidir.

Korku ya da öfke gibi duygu durumlarında sempatik bölümle ilişkili olarak;
  • Kalp atışı ve solunumu artar.
  • Göz bebekleri büyür.
  • Salya salgılanması katlanır.
  • Kan beyne doğru harekete geçmede kullanılmak üzere iskelet kaslarına yönelir.
  • Kanın pıhtılaşma hızı artar.
  • Kan şekeri enerji sağlama adına kanda daha yoğun hale gelir.
  • Deriden kanın çekilmesiyle tüyler dikleşir.
Yoğun duygu durumu geçtiğinde ise parasempatik bölüm dengeleyici sistemlerle vücudu normale döndürmektedir.

Duygu ve Davranış İlişkisi

Duygular bir davranışı başlatan, sürdüren ve yönlendiren süreçlerdir. Güdülerin genel olarak hangi davranışlarla sonlanacağını kestirmek daha mümkündür. Ancak yaşanan duygu ve heyecanlar sonucunda herkeste ortak davranışın oluşacağı gibi bir çıkarımda bulunulamaz.

Sonuç olarak duygular davranışı harekete geçirir fakat bu süreçte insandan insana farklılaşan davranış şekillerini görmek mümkündür. Bireylerin yaşadıkları duygular kendi davranışlarını harekete geçirebildiği gibi aynı zamanda diğer insanların da davranışlarını harekete geçirebilmektedir.

Bireylerin yaşadıkları duygular bulundukları ortamın duygusal atmosferini de değiştirebilmektedir. Bu durum bir nevi duyguların bulaşması olarak adlandırılabilir. Bireyin duyguları bireyi harekete geçirdiği gibi belli bir işi gerçekleştirme aşamasında bireyin performansını da etkiler.

Yerkes ve Dodson Yasası

Herhangi bir işten önce bireydeki kaygı düzeyinin yüksek olmasından dolayı yapabileceği işi yapamama durumudur.
Duyguların ifadesi beyindeki limbik sistem ve otonom sinir sistemi tarafından koordine edilir. Sağ beyin duyguların yönetiminde daha etkilidir.

Duyguların Sınıflandırılması 

Bazı araştırmacılar duyguları olumlu ve olumsuz şeklinde sınıflandırırken, bazı araştırmacılar da duyguları hoşa giden ve hoşa gitmeyen duygular olarak ayırır. Duyguları sınıflandırma ile ilgili önemli çabalardan biri Robert Plutchik tarafından ortaya konmuştur.

Plutchik çevreye uyum sağlayan duygular:
  • Korku
  • Sevinç/neşe
  • Kızgınlık
  • Üzüntü
  • Tiksinti
  • Umut
  • Kabul etme
  • Hayret
Duygu çemberinde farklı duygular birleşerek daha farklı ve geniş çapta duygular elde edilir.

Neşe+beklenti  = iyimserlik
Kabul etme+korku  = teslim olma
Sürpriz+üzüntü = hayal kırıklığı
Öfke+iğrenme = hor görme
Neşe+ kabul etme = aşk, sevgi
Beklenti+öfke = hırçınlık
Korku+sürpriz = dehşet
İğrenme+üzüntü = pişmanlık gibi.


Duygu Kuramları 

W. James - Cari Lange Kuramı : Beden çevrede gerçekleşen belirli özelliklere göre tepkide bulunur. Gözlerin büyümesi, tüylerin diken diken olması beraberinde duyguları oluşturmaktadır.

Örneğin: Issız bir sokakta köpekle karşılaşan bir kişi köpeği gördükten sonra vücudunda fizyolojik değişiklikler meydana gelir. Bedendeki bu değişiklikler beraberinde korkuya yol açar. İnsanların korktukları için değil de kaçtıkları için korktuklarını ileri süren bir anlayıştır.

Bu kurama başlıca eleştiriler;
  • İç organlar diğer organlara kıyasla sinirsel yapı ile fazlaca desteklenmedikleri için içsel olarak yaşanan değişiklikler gerçekleşir. Bu nedenle İç organlarını heyecana ilişkin hissedilenlerin kaynağı olarak görmek çok da mümkün değildir. 
  • Duygu ile ilgili vücutta oluşabilecek fiziksel değişiklikleri yapay olarak herhangi bir ilaç yardımıyla da elde etmek mümkündür. 
  • Bireyler aynı duygu durumu için farklı tepkiler verebilirler. Korku kimilerinde ağlama, kimilerinde titreme yaratır. James-Lange kuramı bu durumu açıklamakta yetersizdir. 
  • Otonom sistem duygusal durumlar karşısında birbirinden çok farklı tepkiler üretmeyebilir. 
  • Şayet fizyolojik süreçler korku ve diğer duyguların yaşanmasına neden oluyorsa, omurilik felci olan kişilerin daha az ve seyrek duygu durumları yaşamaları gerekir. Ancak fizyolojik tepkilerden yoksun olmalarına rağmen omurilikleri boyun bölgesinden zarar ören kişiler duygulan aynı yoğunlukta yaşayabilirler.
Cannon Bard Kuramı : Walter Cannon ve Philip Bard’a göre duygular ve bedensel davranışlar aynı anda ortaya çıkmaktadır. Durumu başlatacak bir olay algılandığında ve bir şekilde beyin tarafından süreç başlatıldığında, beyin otonomi sistemi ile kasları ve duygu ile ilgili geçmiş deneyimleri barındıran bilişsel aktiviteleri harekete geçirir. Cannon Bard kuramı James-Lange kuramının eksikliklerini geliştirme ve düzeltme anlamında önemlidir.

Cannon Bard kuramına en büyük eleştiri, vücudun tepkileri ile duyguların aynı zamanda uyanma geçtiklerine ilişkin kısmınadır.

Örneğin : Acı, ağrı veya tehlike algısı ile ilgili uyarım biz korku ve kaygıyı daha yaşamadan o ana ilişkin fizyolojik uyarım durumunu arttırabilir.

Bilişsel - Stanley Schachter ve Jerome E. Singer Kuramı :
  • Durum duyu organları tarafından hissedilir.
  • Otonom sistem uyarılır.
  • Bilişsel etiketleme durumu başlar. Kişinin içinde bulunduğu ortam, geçmiş deneyim vb.
  • Karşılaşılan durum geçmiş deneyimler doğrultusunda değerlendirilmeye başlanır. Buna geri bildirim mekanizması denir.
  • Bu kurama göre uyarılan birey bu durumu çevredeki ipuçları eşlğinde yorumlar.
Plasebo Etkisi : Kişilerin gerçek bir tedavi olmaksızın, aslında hiçbir fizyolojik etkisi olmayan ve ilaç sanılarak içilen haplar yoluyla tedavi gördükleri inancıyla iyileşme göstermelerini anlatan kavramdır. Burada hiçbir fizyolojik etkisi olmamasına rağmen iyi geleceğine inanılan haplar içildikten sonra duygusal anlamda bir rahatlama sağlanmaktadır.

Sosyobiyolojik Kuram : İnsanların çevreye uyum sağlamada toplumsal davranış göstermesidir. Kızgınlık duygusu insanı korurken, mutluluk duygusu insanların yakınlaşmasını sağlamaktadır. Bu kuram duyguların fizyolojik temellerini açıklama konusunda sınırlılıklar içerir.

Duyguların İfade Edilmesi

Jest ve Mimikler : Duygu ve düşünceleri destekleyerek gözle görülür, somut hale gelmelerinde katkıda bulunan hareketlerdir. Jest ve mimikler bazen istendik bazen istenmediktir.

Esas Jest ve Mimikler: Duygu ve düşünceleri destekleyen, somut hale getiren hareketlerdir.
  • Anlatım jest ve mimikler : Tüm insanlarda ortak olarak görülen hareketlerdir. Mutluluk, öfke, üzüntü vb.
  • Toplumsal jest ve mimikler : Bireyin toplumsal rolü gereği ortaya koymak zorunda olduğu hareketlerdir.
  • Şematik jest ve mimikler : Tiyatro oyuncularının, pandomim sanatçılarının yaptıkları taklit hareketlerdir.
İkincil Jest ve Mimikler : Toplumsal nitelikte olmayan esneme, hapşırma, öksürme gibi bedensel hareketlerdir. 

İletişimde beden dili duygu ile ilgili mesajın aktarılmasında önemlidir. Omuzların ve sırtın eğik ya da dik olması bireyin içinde bulunduğu durumu ile ilgili ipuçları verir. Bireylerin diğer bireylerle aralarında bıraktıkları mesafede sözsüz iletişimin belirleyici unsurudur. Belirgin bazı davranışlar herhangi bir söz söylenmese de duyuları yansıtabilir. Kızgınken kapının çarpılması gibi.

Güdüler ve Güdülenme

FELSEFE Ders Notları
Güdüler ve Güdülenme - Birey ve Davranış
 
Güdür Kavramı : Organizmayı etkileyerek  bir amaç için harekete geçmeye sevk eden, istekleri, arzuları, ihtiyaçları, dürtüleri ve ilgileri kapsayan genel bir kavramdır.

Dürtü : Açlık, susuzluk, cinsellik gibi fizyolojik kökenli güdülere dürtü adı verilmektedir.

Gereksinim (İhtiyaç) : Vücut süreçlerini denge durumuna getirmek için, çeşitli kaynakların kullanıldığı organizmanın fizyolojik ihtiyaçlarına denir.

Güdülenme Kuramları 

İnsanların davranışlarını yönlendiren güdülenme ile ilgili bir çok yaklaşım bulunmaktadır. 
Bu yaklaşımlar ;

Dürtü Kuramı : Temel gereksinimlerden mahrum kalmak organizmada gerilim hali oluşturur. Organizma bu gerginliği azaltmak için harekete geçer. Gereksinme gerçekleştikten sonra gerginlik azalır, organizmanın dürtü hali sonlanır. 

Örneğin : Aç olan bir insanda yeme gereksinimi sürekli artmaktadır. Bu noktada açlık dürtüsü gereksinimle bir­likte aynı oranda artmayabilir. Bireyde yeme gereksinimi artsa da atlanı­lan ya da günlük koşuşturma içersinde unutulan öğünlerde birey belki açlığını unutabilecektir. Fakat bu durum bireyin açlık gereksiniminin azaldığı ya da artık gereksiniminin kalmadığı anlamına gelmemektedir.

Özendirici Uyarıcı Kuramı : Uyarılma düzeyi düştüğünde organizmanın daha çok uyarıcı aramasına denir.

Özendirici Uyarıcı: Biyolojik olmayan, birey gereksinim duymasa da bireye cazip gelen ve onu davranışa iten unsurlar özendirici uyarıcıdır.

En Uygun (Optimal) Düzeyde Uyarılma Kuramı : Uyarılma düzeyi düştüğünde, organizmanın daha çok uyarıcı aramasına denir.

Örneğin : Yüksek sesle müzik dinleme isteği, yamaç paraşütü atlama vb.

İçgüdü Kuramı : Belirli bir türün tamamını yansıtan karakteristik davranışlara denir. Davranışlar sonradan öğrenilir. ancak bireysel davranışlar sergilenir.

Örneğin : Örümceklerin ağ örmesi. İnsan davranışlarının sadece doğuştan olmayıp sonradan kazanılanları da içermesi ve insanların ortak davranışlarının  kendilerine özgü davranışlara göre çok az gözlemlenmesi içgüdü ve insan arasındaki ilişkinin gücünü zayıflatır.

Bilinç dışı Güdüler : Freud'a göre, birey rahatsız olduğu düşünceleri ve güdüleri bilinçdışına iter. Bunlar yok olmazlar ve varlıklarını sürdürürler. Bireyi yönlendirirler.

Homeostasis (Biyolojik Denge) Kuramı : Organizmanın bünyesine katılan maddelerin hangi yoğunluk ve ne şekilde alınacağı ve alınan maddeler arasında nasıl bir denge kurulacağına ilişkin sabit içsel durumu işaret eden biyolojik denge durumudur. Homeo (benzer) statis (sabit) kelimelerinden oluşur.

Güdülerin Sınıflandırılması

Birincil Güdüler : Belli biyolojik gereksinme durumu ile ortaya çıkıp davranışı yönlendiren güdülere denir. Tüm canlılarda görünür. Bu güdüler ;
  • Açlık ve Susuzluk : Organizmada açlık ile ilgili tepkileri yönlendiren merkez hipotalamus'tur. Açlık, tokluk, yeme ve tokluk durumunu kontrol eder. İnsülin açlık hissine yol açar, glikoz açlık hissini ortadan kaldırır.
  • Cinsellik : Cinsel davranışların altında yatan biyolojik unsur testosteron  hormonudur. Hormonlar merkezi sinir sistemi tarafından kontrol edilmektedir. Cinsel heyecanın uyarılmasında beynin iç kısmında yer alan limbik sistemin etkisi olduğu düşünülür.
Uyarıcı Kaynaklı Güdüler : Öğrenilmemiş güdüler arasında yer alan uyarıcı kaynaklı güdüler, dış uyarıcılara daha fazla bağlı olup, çevreden bilgi edinmeye yöneliktir. 
  • Araştırma ve Merak : Merak kavramı insanların kendilerini geliştirip, sürekli araştırmalara neden olur. İlerleme ve gelişmenin temelidir.
  • Kurcalama : Birey kurcaladığı maddelerle sakinleşir. 
Sosyal Güdüler : Öğrenme yoluyla kazanılırlar. Bir arada bulunma, güç, başarı vb. güdülerdir. Toplum yaşatısının etkisiyle şekillenirler fakat biyolojik geresinimlerdende etkilenirler.

Birincil güdülerin giderilmemesi biyolojik sorun yaratır, sosyal güdülerin giderilmemesi psikolojik sorun yaratır. Sosyal güdüler kültürden kültüre farklılık gösterir.
  • Başarı Gereksinimi : Yapılan işi en iyi şekilde yerine getirme ve sonuçları ile ilgili haz alma davranışı ile ilgilidir.
  • İlişki Kurma ve Bağlanma Gereksinimi : Bireyin toplum içerisinde diğerleri ile birlikte olma, onların onayını alma, topluma uyma gereksinimini gösterir.

  • Kontrol Altında Tutma Gereksinimi : Bazı bireyler çevrelerindeki olay ve kişiler üzerinde denetim kurma, kontrol etme gereksinimi duyar. Bazı toplumlarda ise kadercilik yani sonuçları bekleyip görme gereksinimi daha fazlayken bazılarında durumu denetim altına alma baskındır.
Ödülün Kaynağına göre Güdülenme : Bireyin güdülenmesinde içsel ve dışsal kaynaklı ödüller farklı şekilde bireylerin davranışlarını yönlendirir.
  • İçsel Kaynaklı Ödül : Yapılan işin kendisi, içeriği ödül niteliğinde ise içsel kaynaklı olarak nitelenir.
  • Dışsal Kaynaklı Ödül : Davranışın gerçekleşmesi için dışarıdan ödül sunuluyor ise sışsal kaynaklı olarak nitelenir.
Gereksinimler (İhtiyaçlar) Hiyerarşisi


Abraham Maslow, insan davranışlarını şekillendiren gereksinimleri bir piramit şeklinde en temel gereksinimlerden yukarı doğru en karmaşık olanına uzanan bir şekilde sınıflandırmıştır.

Piramidin en alt basamağında açlık, susuzluk gibi temel fizyolojik gereksinimler yer alırken, Maslow piramidin en üst noktasına insanların tümüyle potansiyellerini ortaya koymaya dönük kendini gerçekleştirme gereksinimini koymuştur.

Maslow'un İhtiyaçlar hiyerarşisine piramidin altından sırayla bakacak olursak;
  • Açlık, susuzluk, nefe alma, cinsellik, uyku gibi temel fizyolojik gereksinimler
  • Ailenin, işin sahip olunan kaynakların güvenliğinin gereksinimi 
  • Aile, sosyal grup, yakın arkadaşlık gibi ait olma ve sevgiye ilişkin sosyal gereksinimler
  • Değer, başarı ve saygının takdir edilmesi gereksinimi
  • Ahlakın üstünlüğü, yaratıcılık, problem çözme gibi unsurları kapsayan kendini gerçekleştirme gereksinimi
Maslow'a göre birey için o an baskın olan gereksinimler hangi kategoriye ait gereksinimler ise, diğer deyişle günlük etkinlikleri ağırlıklı olarak hangi gereksinimleri doyurmaya yöneliyorsa, kişilik gelişmişlik düzeyi de onun istencinden ya da seçiminden bağımsız olarak bu gereksinim kategorisine karşılık gelen düzeyde bulunacaktır.

Belirli bir kategorideki gereksinimler tam olarak karşılanmadan kişi bir üst düzeydeki kategorinin gereksinimlerini algılamaz, böyle gereksinimleri yoktur. Örnek olarak günlük olarak karnını doyurabilen fakat güvenlik içinde bulunmayan, kendini sürekli olarak olası bir tehdit altında algılayan bir insanın, dünya görüşünü geliştirmek için kitap okumak gibi bir gereksinimi yoktur.
 
Maslow'a göre piramidin alt tarafındaki gereksinimleri gidermeden üst taraftaki gereksinimleri gidermek mümkün değildir.

Avrupa'da Rönesans Değişen Avrupa

FELSEFE Ders Notları
Avrupa'da Rönesans Değişen Avrupa
  • Hindistan 1487'de Portekizli Vasco da Goma  tarafından keşfedilmiştir. 
  • 1492'de Cenovalı Kristof Kolomb Amerika'yı keşfetmiştir.
  • İlk matbaa, ağaç oyma tekniği kullanılarak M.S 593'de ÇİN'de kurulmuştur. 1450'de Gutenberg, kurşun alaşımından yapılan dökme harfleri hazırlayarak bir basım yöntemi icat etmiştir.
  • Osmanlı'da ilk matbaa İstanbul'da gayrimüslim vatandaşlar tarafından kurulmuştur.
  • İtalya'da yeniden doğuşun yaşandığı ilk kent Floransa'dır. Floransa, 15.YY'da ortaçağda sanatı destekleyen ve çoğu kiliseye hizmet veren belli alanda uzmanlaşmış kişilerden oluşan zanaatkarların korunduğu lonca sistemini ticari loncalar olarak sürdüren kenttir.
Hümanizm : Napoli ve Floransa'da ortaya çıkan, bireyin eğitimini ön planda tutan gramer, tarih, felsefe konularında eğitim ve öğretimle bilinçli birey ve vatandaş yetiştirmenin hedeflendiği bir düşüncedir.

Dante'nin İlahi Komedya eseri dünya edebiyatının başyapıtlarındandır. Bireyin evrendeki konumu üzerine Dante'nin bakış açısıdır.

Giovanni Boccaccio, Decameron adlı eserinde kara veba ile yıpranan Floransa'da asil ve zengin ailelerinin hayatlarını kaleme almıştır.

Lorenzo Valla Zevk üzerine adlı eserinde, Epikür felsefesinden yola çıkarak bireyin kendisini mutlu eden şeyleri öz iradesiyle yapabileceğini öne sürmüştür. Teolojik eserlerin orjinallerinin okunması gerektiğini savunur.

Pica Della Mirandola, İnsanın Onuru üzerine adlı eserinde din, felsefe üzere görüşlerini özetler.

Platon Teolojisi, Ruhun Ölümsüzlüğü ve Yaşam Üzerine Üç Kitap adlı eserlerin sahibi Marsilio Ficino'dur. Yaşam üzerinde üç kitap eserinde bireyin sağlığının önemi, yaşamın insan bedeninde varlığı ve ruhun bedenle ilişkisini incelerken neoplatonist düşüncelerini yansıtmıştır.

Protestan reformunu tetikleyen önemli etkenlerden biride klasik çağ eserlerinin her dilde yazılı kopyasının basılmasıdır.

Machiavelli, Prens adlı eserinde siyasi ve politik gücün temellerini irdelemiştir.

Giorgio Vasari, Sanatçıların Hayatı adlı eserinde, sanatçıların yaşadıklarını kaleme almıştır.

Masaccio, eserlerinde gerçekçiliği perspektif ve chiaroscuro tekniğini kullanarak yansıtmıştır. Kutsal Üçlü adlı eserinde çağın  derin perspektif anlayışını mimari kompozisyon içinde vermiştir.

Botticelli, Venüs'ün Doğuşu adlı eserinde, Venüs'ün denizden köpükler içinden çıkışını betimlemiş, idealize edilmiş bir güzelliği sembolize etmiştir.

Chiaroscuro, insan bedeninde hacimsel olarak üç boyutluluk yaratmak için ışığın kontrast renk ve tonlarla verilmesidir. Bu tekniği Masaccio kullanmıştır.

Donatello, Davut Heykeli'nde çağın yeniliği olan realizm, natüralizm ve hareketlilik gözlenir.

Leonardo, bir baş yapıt sayılan Son Akşam Yemeği adlı eserinde İsa'yı ana figür olarak betimlemiştir. Havarileri İsa'ya doğru dönmüş veya ona bakan şekilde ifadelerini resmederek o anda yaşanan duyguyu yakalamaya çalışmıştır.

Mona Lisa, Leonardo da Vinci'nin eserlerinden birisidir. Dönemin sanatta yaygın düşüncesi "gerçeğe öykünme, onu yansıtma" anlayışıdır.

Georgius Agricola yazdığı kitapla mineralojinin babası olarak anılır.

Greenwich Rasathanesi 1675 yılında kurulmuştur.

Pieta, Michelangelo Buonarroti'nin ünlü eserlerinden biridir. Sanatçı, eserlerin derin duygu ve güzellik temalarını işlemiştir.

Kopernik, gezegenlerin güneşin etrafında döndüğü teorisi ile dönemin bilimsel devrimini yapmıştır.

Deliliğe Övgü adlı eser Erasmus'a aittir. Desiderius Erasmus'un Deliliğe Övgü adlı eseri hiciv ve ironi tarzında bir eser olup bireyin eleştirel düşünce biçimini irdeler. Kendi sözleriyle bakış açısı " Bütün insan ömrü, deliliğin yarattığı bir hayalden ibarettir." şeklinde özetlenebilir.

Montaigne Fransız rönesansına Denemeleriyle katkıda bulunmuştur. Dünyayı algılama ve değerlendirme biçiminin insanın kendisiyle kısıtlı ve değişken olduğunu vurgular. Aklın gerçeğe erişse bile kesin bilgiye sahip olamayacağını ifade eder. Septik yani şüpheci düşünceyi benimsemiştir.

Bacon, bilimsel metodolojini temellerini atmıştır. Bireyin doğa gözlemcisi olması gerektiğini vurgulamış, sorgulamaların deneylerle kavranması gerektiği ilkesini savunmuştur.

Macbeth, Othello, Romeo Juliet, Hamlet ve Kral Lear Shakespeare'nin önemli eserleri arasında yer alır. Romantizm akımıyla Shakespeare'in eserlerine yoğun bir dönüş yaşanmıştır.

Thomas More'ın Ütopya adlı eseri, hayali bir adada yaşayan bireylerin yaşamlarını konu alır. Fakat gerçekte İngiltere halkına ve yönetimine yöneltilen bir eleştiridir.

Jan Van Eyek, kuzey resim sanatında gerçekciliğin uygulayıcısıdır. Amolfini'nin Evlenmesi eserinde gerçekliği detaylarla vererek yağlı boya tekniğini geliştirdiği gözlemlenmiştir.

Albrecht Dürer, ahşap gravür tekniğinin uygulayıcısıdır. Dürer'in Apocalypse serisi, iyi ve kötünün kavramsal karşıtlığını zaman içinde vermeye çalışan ahşap gravür bir seridir.

Pieter Bruegel, Ölümün Zaferi adlı eserinde zengin, fakir herkesin umutsuzluğu yaşadığını resmetmiştir.

Jacopo Peri ve Corsi'nin söz ve müziğin armonik ve dramatik birlikteliğinin örneği olarak sahnelenen eseri, Dafne'dir.

İlk kez Adam Smith tarafından adlandırılan merkantalizm kavramı, 16.YY'da başlayan bir dönemin başlangıcını oluşturur.

Martin Luther, Protestan reform hareketini başlatan kişidir.

John Calvin, Hıristiyanların Kuramları adlı eserinde Tanrı'nın mutlak hakimiyetinin kabul edilmesini önermiştir. Kalvinizmin temellerini atmıştır.

Jean Bodin, monarşik yönetim biçiminde kralın Tanrı'nın yeryüzündeki temsilcisi olarak yönetme ayrıcalığına sahip olduğunu ileri sürmüştür. Kral ise Tanrı'nın gözetiminde ve ona karşı sorumluluğuyla aristokrasi, ruhban sınıfı ve halkın istemlerine bağlı olarak değil, sadece Tanrı'nın buyurduğu şekilde yönetme ayrıcalığına sahiptir.

Anadolu Ortaçağı ve Selçuklu Aydınlığı

FELSEFE Ders Notları
Anadolu Ortaçağı ve Selçuklu Aydınlığı

Bizans imparatorluğu için, Doğu Roma İmparatorluğu adı da kullanılmıştır. Bu imparatorluk 395'te kurulmuştur. Batı Roma İmparatorluğu ise 476'da yıkılmıştır.

Tarih geleneği Anadolu'daki türk varlığını Selçuklular ile başlatır. Bu başlangıç 1071 Malazgirt ile simgelenir. Tarih geleneği, Anadolu da kurulan Selçuklu devletine Selaçika-i Rum adını vermiştir.
  • 1.Haçlı Seferi 1096 yılında gerçekleşmiştir. 
  • 1.Haçlı seferinde 1.Kılıçarslan mücadele etmiştir. 
  • 1243'deki Kösedağ savaşından sonra Selçuklular gerileme dönemin girmişlerdir.
Haçlı Seferlerinin Temel amacı müslümanların batıya ilerlemesini önlemek ve ticaret yollarını ele geçirmektir. Haçlı seferlerinin Avrupa'ya getirisi olarak ilk kez İslam medeniyetini yakından tanımalarını olmuştur. Dokuma, cam sanatı ve deri işlemeyi öğrenmişlerdir. El- Harezmi'nin cebir ve algoritmasını batıya götürmüşlerdir. İlk kez sıfır rakamını bu şekilde öğrenmişlerdir.

Siyasetname isimli eser, Selçuklu veziri Nizamülmülk'e aittir.

Bu eserde hükümdarların sahip olmaları gereken nitelikler, saltanatın  koşulları ve kuralları açıklanmıştır.

Selçuklularda kentlerde tüccar, esnaf ve işkollarına göre loncalar biçiminde örgütlenmeler söz konusuydu. Eğitim ve kamu hizmetini üstlenmiş kurumlar arasında ; Darulhadis, Darulkura, Darüsşifa, Bimarhane yer alır. 
  • Hadis öğretilen kurumlara Darulhadis
  • Ruh ve Sinir Hastalıklarının tedavi edildiği yere Bimarhane
  • Kur'an okuman yöntemlerinin öğretildiği yere Darulkura
  • Sağlık ve Tedavi hizmetleri verilen yere Darüsşifa 
Selçuklularda camilerin yapı tipini diğer İslam ülkelerinden ayıran en önemli özellik mihrap önünde fazla büyük olmayan kubbe bulunmasıdır.

Medreselerinde sağlık ve tedavi hizmetlerinin verildiği yerler de bulunurdu. 

Kapalı avlu Tipi Medreselere, Karatay medresesi (Konya) ve İnce minareli Medrese örnek verilebilir.

Açık  avlulu Medreselere ise Çifte Minareli medrese (Sivas) ve Yakutiye medresesi (Erzurum) örnektir.

Kervansaray : Yollar üzerinde kervanların dinlenmesi ve gecelemesi için inşa edilmiş büyük hanlardır. Yolcuları ve ticaret mallarını korumak için müstahkem yapılmış binalardır.Asya'daki kervansaraylar genellikle İpek Yolu üzerindedir.

Ribat : Kervansaray'ın köken olarak dayandığı yapıdır. Ribatlar İslam'ın ilk dönemlerinde daha çok korunma ve savunma ve ileri askeri hareketlerde kullanılmak amacıyla inşa edilmişlerdir.

Sultan Hanı : Kervansaraylarınbüyük ölçülü olanlarına verilen addır.

Künbet : Üstü koni veya piramit örtüyle kapatılan türbeler için kullanılan addır. Planları kare, daire ve çokgen olabilmektedir.

Bizans Sanatı Eski Roma ve Eski Yunan kökenlidir.

Yerebatan Sarayı  : Su ihtiyacını çözmek amacıyla yapılmıştır. Bizans döneminin mimari örneğidir.

Ayasofya Kilisesi : 532 - 537 yılları arasında İmparator 1.Jüstinyen tarafından yaptırılmıştır.

Anadolu Türk süslemelerinde ifade edilen terimler arasında: motif, figür, bezek ve resim sayılabilir.

Selçuklu sanatının dayandığı kaynaklar : Asya, Yerel Anadolu ve İslam çevresidir.

Gazali : Bir fıkıh ve kelam bilgini olan İranlı Gazali (1058 - 1111) şeriat ve tasavvufu uzlaştırarak  şer-i hükümleri mantığa dayandırmaya çalışmış ve felsefeye özellikle Yunan filozoflara karşı tutum takınmış ve İbn'i Rüşt tarafından eleştirilmiştir.

Ömer Hayyam : Matematikçi, düşünür ve şairdir. Cebirsel denklemler ve geometri konusunda buluşlarıyla ünlenmiştir. Ayrıca iki bölümlü dizelerden oluşan geleneksel İran şiir türü Rubai ustasıdır. Şiirlerinde dünyaya şüpheci bakışı, özgürlüğü ve mutluluğu dile getirmesiyle Batı'da ün salmıştır.

Mevlana  : 1207 - 1273 yılları arasında yaşayan Mevlana Celaleddin Rumi hayatını "Hamdım, piştim, yandım" sözleriyle özetlemiştir.  6 Ciltlik Mesnevisinde tasavvufi fikir ve düşüncelerini bir araya getirmiş ve bunları öyküler halinde anlatmıştır. Diğer bir önemli eseri Divan-ı Kebir'dir. Mesnevi Farsça yazılmıştır ve 25618 beyitten oluşmaktadır. Ölüm gününü düğün günü anlamına gelen Şeb-i Arus olarak ifade etmiştir. Sağdan sola kalbin etrafında dönerek bütün insaları, bütün yaratılmışları, bütün kalbiyle sevgi ve aşkla kucaklama gösterisi, sema töreni olarak ifade edilir.

Hüsn-ü Hat : Güzel yazı anlamına gelmektedir.

Hacı Bektaş-ı Veli : Makalat eserinde şeriat, tarikat, hakikat ve marifet adlarını verdiği dört kapı ve bu kapılara bağlı kırk makamdan söz eder. 

Yunus Emre : "Sevelim, sevilelim" sözü Yunus Emre'ye aittir. Bu söz Türk kültüründe atasözü niteliği kazanmıştır. Aruz ve Hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri Divan adlı eserinde ve Risalet-ün Nushiyye (Nasihatler Kitabı) adlı mesnevi türü eserinde toplamıştır. Yunus Emre insan sevgisi ve kardeşlik temalarını işlemiştir. Moğol istilaları ve kıtlık döneminde yaşamış olması şiirlerinde insanı fakir, zengin, müslüman, hıristiyan ayrımı yapmadan yansıtmasında etkili olmuştur. Bir duyuş ve düşünüş şairidir.

Avrupa'da Ortaçağ Kültürü

FELSEFE Ders Notları
Avrupa'da Ortaçağ Kültürü

Avrupa tarihinde 5. ve 15. Yüzyıllar arasını kapsayan uzun dönem ortaçağ olarak adlandırılır. Avrupa'da ortaçağ Roma imparatorluğunun çöküşü ile İstanbul'un Osmanlılarca fethi arasında yaşanan 1000 yıllık bir zamandır.

Matbaanın keşfi, Amerika'nın keşfi, İspanya'da Müslümanların hakimiyetinin sona ermesi yeniçağın başlamasına zemin hazırlayan tarihsel olaylardır. Yine ortaçağ'ın başlamasına zemin hazırlayan istilalar ve göçler dizisi kavimler göçü olarak adlandırılmaktadır.

Kavimler Göçü nedeniyle yaşanan gelişmeler : 
  • Germen kökenli  kavimlerin Avrupa içlerine doğru hareketi
  • Göçebe kavimlerin Avrupa'ya yerleşerek entegre olmaları
  • Avrupa'da sosyal, ekonomik ve kültürel bir durgunluk sürecine girilmesi 
  • Sadece birbirleriyle değil kendi içlerinde sürekli mücadele halinde olan küçük devletler
Ortaçağ'da yaşanan gelişmeler : 
  • Madenlerin işletilmesi
  • Araba ve tekerlek yapımında gelişmeler
  • İlk dokuma makinası örneklerinin ortaya çıkışı
  • Ticaret gemilerinin gelişimi
  • Demir atölyelerinin çoğalması ve yaygınlaşması
  • At, tımar ve bakımının gelişmesi
  • Saban demiri yapımında gelişme
  • Silah, tüfek yapımında gelişim
  • İlk namlulu tüfekler ve ilk mekanik saatlerin bulunması
Ortaçağ'ın sonlarına doğru yerel diller yaygınlaşmış, teoloji ve bilim alanında bir üst dil olarak Latince kullanılmaya devam etmiştir.

Dönemin ilk kapsamlı tarih eseri : Gotların Tarihi - Yazar : Cassiodorus'dur.

Ortaçağ döneminin düşünce yapısı teolojik düşünceye ve tek mutlak gerçeklik tanrı kavramına dayanmaktadır.

Erken ortaçağ kültürünü belirleyen ve çok parçacılığı düzenleyerek homojen hale getiren en önemli faktör, Hristiyanlığın yayılmasıdır.

Hayvan Üslubu : Göçler çağı toplumlarının sanatlarını belirleyen ana eksen, hayvan üslubu olarak adlandırılmaktadır. Hayvan üslubu erken ortaçağ sanatının temel bileşeni olmuştur.

Anglo Sakson dünyasının ilk tarih yazarı : Bede, hristiyanlığı kabul eden ilk kraldır fakat o dönemde henüz pagan geleneklerinden tam olarak kopulmamıştır.

Hristiyanlığı yaymak isteyen manastırların başlıca üretimi el yazması İnciller ve diğer dinsel metinlerdir. Bu metinler hristiyanlaşan kavimlerin üretmiş olduğu il sanat formlarıdır.

Gemiler Viking kültüründe güç simgesi olarak kabul edilmiştir. Vikingler gemi yapımında ileri teknikler kullanmışlardır. 793 yılında Lindisfarne adasından başlayarak 11.YY'a kadar tüm kıtayı kasıp kavuran Viking akınları ile birlikte manastırlar yok olmuştur. Bu akınlar sonucunda Avrupa da yüzyıllarca sürecek Viking korkusu ve düşmanlığı ortaya çıkmıştır.

Kral Şarlman'ın en önemli politikası Avrupa'nın biçimlenmesidir.

Entellektüelleri sarayı çevresinde toplayarak büyük bir kültürel akım gerçekleştiren Şarlman'ın dönemi, karolenj rönesansı olarak adlandırılır.

Şarlman 'ın kültürel birlik idealini gerçekleştirmek için dil  ve eğitim sistemini yeniden düzenlemeye ilişkin yaptığı çalışmaların en önemli safhası, saray ve manastırlara bağlı yeni okulların açılmasıdır.

Latin kültürü ve Latince litaratürünün temsilcisi olan Alcuin'in etkisiyle Latince, edebiyat dili olarak Karolenj döneminde yeniden yükselişe geçer.

Karolenj Rönesansı : Bütünleşik bir Avrupa fikri için prototip teşkil eder.

Otto dönemindeki kültürel ve sanatsal atılımın izlenebildiği başlıca alanlar, ortaçağ sanatının başlıca belirme biçimleri olan mimari ve yazma kitaplardır.

Dönemin scriptorium'ları arasında en tanınmışı olan Reichenau manastırı, Otto resim sanatının başlıca örneklerini vermiştir.

Batı dünyasında anıtsal ölçüdeki ilk bağımsız heykellerinden olan Gero Haçı, İsa'nın çarmıha gerilişi konusuna insancıl bir yaklaşım getirmiştir.

Bir hac mekanı olarak rağbet görmeye başlayan ilk yer Kudüs'tür. Roma Kudüs'e alternatif olarak beliren ikinci önemli hac mekanıdır. 10.YY'dan itibaren ün kazanmaya başlayan İspanya'daki Santiago de Campostela ise aslında bir antikçağ mezarlığıdır.

5.Yüzyılda yerleşik yaşama geçen 6.Yüzyılda Hristiyanlığı kabul eden Cermen kökenli bir kavim olan Franklar, 8.Yüzyıldan itibaren güçlenerek, büyük bir Hristiyan İmparatorluğu kurarlar.

Engizisyon baskısı klisenin tehdit olarak gördüğü pek çok tarikatı ortadan kaldırır. Fakat 15. Yüzyıldan itibaren Engizisyonun yeni hedefi "büyücülük" olacak ve işkenceler, "büyücülerle savaş" adı altında devam edecektir. Esas itibariyle engizisyon farklı dinlerden olan halkı Hristiyanlığa döndürme kaygısını güdmüştür.

13.Yüzyılda yaşanan yükselişe zemin hazırlayan en önemli etken şehirleşme ve şehir kültürünün oluşmasıdır.

Romanesk ve Gotik Stiller

11.Yüzyıl başlarında 12.Yüzyılda gotik stilin belirlenmesine kadar tüm batı Avrupa da hakim olan stil romanest stilidir.

Romanesk Stil, tüm Avrupa'yı etkisine alan ilk büyük sanat akımıdır.

Romanesk Stilin belirgenleştiği dönemde artan inşaat faaliyetleri ve ilerleyen teknolojiyle kliselerin boyutları büyümüştür. Kliselerin anıtsal boyutları Hırıstiyanlık kurumunun gücünü ve zenginliğini simgeler.

12.Yüzyılın ortalarından itibaren başlayan gotik stilin özelliklerinin belirdiği ilk yapı Paris yakınlarında Rahip Suger tarafından yaptırılan St. Denis kilisesidir.

Anıtsal nitelikte katedral ve kilise inşaası gotik sanatın önemli özelliğidir.

15.Yüzyıla doğru zengin tüccar sınıfının oluşmasıyla değişen toplumsal yapı ve hümanizma düşüncesinin doğuşu ortaçağ kültürünün sonunu getiren kırılma noktası olmuştur.

Kristof Kolomb Amerika'yı 1492 yılında keşfetmiştir.

Platon ve Aristoteles gibi Yunan filozoflarının düşünceleri batıya ilk kez İslam filozoflarının çevirileri ve yorumları Endülüs devleti aracılığıyla ulaşmıştır.

Aziz Augustinos : İnancı temel almış ve aklın görevinin inanç yoluyla bilinen şeyleri açıklamak olduğunu ileri sürmüştür. Hristiyan kilisesini "Tanrı-Devletin yeryüzündeki temsilcisi" olarak tanımlayarak bağnaz düşüncenin öncülüğünü yapmış olan din düşünürüdür.

Aziz Anselmus : Felsefe ve İlahiyatın birlikteliğine öncülük eden, dinsel inancı akılla açıklamaya girişen düşünürdür.

Aquinalı Thomas : Bilgi, metafizik, siyaset, ruhun ölümsüzlüğü konularındaki yorumlarıyla skolastik düşüncenin önemli bir ismidir. Ortaçağ Hırıstiyan felsefesinin doruk noktasını temsil eder.

Dante Alighieri : İtalyan edebiyatının öncü bir başyapıtı olan İlahi Komedya'yı kendi yerel dilinde yazmıştır. Bu epik şiir Dante'nin Cennet, Cehennem, Araf ve Cennete olan yolculuğunu alegorik bir yaklaşımla anlatır. Yazarın usta bir şiir dili kullanması birçok ünlü yazar (Shakeaspeare), ressam, (Dalacroix) ve kompozitöre  (Franz Liszt) esin kaynağı olmuş ve bu sanatçılar kendi sanat türlerinde unutulmaz eserler vermişlerdir.